Bu haberi 66. Sayı'da, 20. sayfada bulabilirsiniz.
Bu haber sizden önce 178 kişi tarafından okundu.
UÇAKLARIN İNİŞ TAKIMLARINDAKİ HURDA POMPALARI TOPLADI

İsmail Sarıgözoğlu 1931 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde doğar. O yıllarda Kula’da dokumacılık, dericilik ve ayakkabıcılık yaygın mesleklerdir. Özellikle Kula Mensucat Fabrikası, İsmail Sarıgözoğlu gibi pek çok kişi için okul vazifesi görür. Kula Mensucat Fabrikası’nın İzmir’e taşınmasıyla birlikte birçok aile gibi Sarıgözoğlu ailesi de İzmir’e göç eder…

Mensucat fabrikasında çalışma hayatına atılan İsmail Sarıgözoğlu daha sonra Sümerbank ve Turyağ gibi firmalara transfer olur. 1957 yılına gelindiğinde, İsmail Sarıgözoğlu artık kendi atölyesini açmaya karar verir. Eşinin hamile olduğu bir kış gecesi oturmuş kuracağı atölyeye isim ararken birden “Buldum buldum!” diye ayağa fırlar İsmail Sarıgözoğlu. Ev halkı merak içinde ne bulduğunu sorduğunda, “Nurçelik!” der. Annesi, “Çocuk kaybolunca ben onu Nurçelik diye mi çağıracağım, öyle isim mi olur!” deyince, gülümseyerek, “Anacığım dur, ben onu çocuk için değil iş yeri için buldum.” diyecektir.

Pamuk çır çır presleriyle kaporta üretir

İzmir’in Keçeciler Semti’nde Nurçelik adıyla açılan bu küçük atölyede, o zamanlar tamamı ithal edilen otomotiv yedek parçalarını üretmeye başlar. Atölyesini açmadan önce de sac metal kalıpçısı olan İsmail Sarıgözoğlu, parça imalatında kullanacağı kalıpları kendi üretebilecek yeteneğe sahiptir fakat birikim ve makine yokluğu çekmektedir. Parça üretmek için gerekli olan makine ihtiyacını karşılamak için değişik formüller uygulamaya başlar. Örneğin, Türkiye’de ilk kez yapılacak olan bir traktör kaportası için pamuk çırçır preslerini modifiye eder ve kaporta basacak hale getirir. Mustafa Sarıgözoğlu, o gün üretilen kaportalara sahip traktörleri bugün bile zaman zaman gördüğünü söylüyor.  

Kendi hidrolik presini yapar

Yokluklar nedeniyle yapılan bu geçici çözümler bir yere kadar sonuç verir. Kaporta basmak için tasarlanmış pres arayışına giren İsmail Sarıgözoğlu, ithalat sürecinde yaşanacak olası sıkıntılarla uğraşmak yerine kendi hidrolik preslerin yapmaya karar verir. 60’lı yıllarda özellikle preslerin yaygın olarak yapıldığı Almanya’ya giderek bu konuda bilgisini genişletir. Daha sonra presleri tasarlayarak üretmeye başlar. O yıllarda presler için gerekli olan hidrolik pompalar Türkiye’de üretilmemektedir ve ithalatı da oldukça zordur. Kimi zaman Almanya’da çalışan işçilere sipariş verilerek getirtilir, kimi zaman ise askeri hava alanlarından uçakların iniş takımlarında kullanılan miadını doldurmuş hidrolik pompalar hurdalıktan toplanmak suretiyle preslerin çalışmasında ana güç kaynağı olarak değerlendirilir. İlerleyen yıllarda sadece Sarıgözoğlu ve Nurçelik’in ihtiyacı olan preslerin üretilmesiyle sınırlı kalmaz ve bu alanda çalışan diğer firmalara da makine üreten bir firma haline gelirler.

Hidrolik pres üretimi devam ederken, pazardaki yüksek tonajlı büyük tablalı mekanik eksantrik pres ihtiyacının boşluğunu doldurmak için mekanik eksantrik pres üretimi de başlar. Bu süre zarfında ana iş olan kalıp üretimi de devam eder. Kalıp konusunda gösterilen hassasiyet eksantrik pres üretimini de olumlu yönde etkiler. Bu dönemde firmanın üretiminde otomotiv ve beyaz eşya yan sanayi birbirine yakın oranlarda giderken zaman içinde bu oran yüzde 85 dolayında otomotiv lehine gelişir.

Manisa Organize Sanayi’ye taşınırlar

Otomotiv ana sanayisinin yavaş yavaş montaj sanayisine dönüşmeye başladığı 60’lı yılların başlarında İzmir’in Mersinli semtine taşınırlar. Bir süre sonra arazi yetersizliği çekmeye başlayan firma, İzmir Mersinli’deki tesisi 1973’ten başlayarak 1976’ya kadar Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ne taşır. Bu dönemde otomotiv ve beyaz eşyanın en büyük firmalarının işleri yapılmaktadır. Manisa’daki fabrikanın yapılış süresinde hem İzmir, hem Manisa’da üretim devam eder. Sanayi bölgesinin girişine çok yakın bir yerde, 4 bin metrekarelik bir alanda kurulur. O zamanlar fabrikalarının çok gelişmiş olmadığını anlatan Mustafa Sarıgözoğlu, “Az sayıda makinemiz vardı, hatta mübalağa yapacak olursak fabrikanın içinde bir baştan diğer başa futbol maçı yapılabilecek kadar boşluk vardı” diyor.

İkinci kuşak yetişmeye başlıyor

Bu dönemlerde İsmail Sarıgözoğlu’nun iki oğlu Mustafa ve Levent de yavaş yavaş işe dahil olmaya başlar. Henüz ilkokul yıllarında yaz tatillerinde babasının yanında çalışmaya başlar Mustafa Sarıgözoğlu. Öğrenim hayatı boyunca babasının yanında çalışmaya devam eden Mustafa Sarıgözoğlu, İzmir Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Hukuk Fakültesi’ni tercih eder. Okulu bitirdiğinde de yine baba mesleğine döner. Levent Sarıgözoğlu da küçük yaşlardan itibaren iş hayatının içinde yer alır. Babasının önerisiyle Mersinli’deki iş yerinin hemen karşısına bulunan Çınarlı Endüstri Meslek Lisesi’nin, torna tesviye bölümünün ilk mezunlarından olur. Teknik öğretmen okulunda 1 yıl okuduktan sonra şimdiki adı Gazi Üniversitesi olan Ankara Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nin mühendislik bölümünü bitirir.

Aile fertlerinden oluşan Sarıgözoğlu, 1982 yılında anonim şirketi haline gelir. Kurucu İsmail Sarıgözoğlu çocukları iş hayatına adapte etmek için çok sistemli ve farklı metotlar uygular. Babasının bunu bilinçli yaptığını düşündüğünü belirten Mustafa Sarıgözoğlu,“Babam kuralları, aile anayasası, halefiyet gibi bilimsel konuları, bu konularda özel bir eğitim almadan oluşturdu ve bize yansıttı. Bu sayede babamın rahatsızlığında başta bocalasak da, bize öğrettiği şeyler ve mesleki becerimizle şirketi babamın bıraktığı noktadan daha iyi bir duruma getirdik.” diyor.

“Her işin, bir okuması vardır; bir dokuması vardır.”

Temel prensiplerin yanı sıra disiplin, borca sadakat konularına özellikle dikkat eden biridir İsmail Sarıgözoğlu. Kendisi de çıraklıktan geldiği için işçiyi iyi anlar ve daima kollardı. Çocuklarına “Önce işçinizin parasını ödeyin, sizin cebinizde para kalmasa da hiçbir şeyden eksik kalmazsınız, manav kasap sizi hoş görür ama bir işçi için durum böyle değil.” derdi.  İş hayatında, pratiğe teoriden daha fazla önem veren İsmail Sarıgözoğlu,  hiçbir şeyin kağıt üzerinde gözüktüğü gibi olmadığına inanır ve “Her işin, bir okuması vardır; bir dokuması vardır.” derdi.  Çeliğin bir ruhu olduğuna inanır, gerektiğinde onunla konuşulması gerektiğini söylerdi.

Türkiye’de, preslerde ilk kez kadın işçi çalıştıran da yine İsmail Sarıgözoğlu olur. Yurt dışı seyahatlerinin birinde, Romanya’da bayanların preslerde çalıştığını görür İsmail Sarıgözoğlu. Yurda döndüğünde çocuklarına gördüklerini anlatır ve biz de bayan işçi çalıştıracağız der. Pres ağır iştir ve bu fikir çocukların aklına yatmaz. O dönemde domates tarlalarında çalışan bayanlar ya mutfak işlerinde ya da parçaların temizliğinde çalışmaktadır. Romanya’da gördüğü preslerin çok kullanışlı olduğunu ve bunu yaparlarsa kadınların çalışmasının sandıkları gibi güç olmayacağını söyler ve dediğini de yapar. İsmail Sarıgözoğlu her ne kadar teknik olarak bayanların çalışabileceği presler yapsa da, Türkiye henüz mevzuat olarak hazır değildir ve preslerde bayan işçi çalıştırılamayacağı yazıyordur. Uzun yıllar bu mevzuatlarla mücadele edilir. Sonunda domates tarlalarından gelen kadınlar, pres operatörü olmayı başarır.

Yemen dönüşü rahatsızlanır

1986 yılında işi için Kuzey Yemen’e giden İsmail Sarıgözoğlu yurda döndükten sonra rahatsızlanır. Babalarının en dinamik ve mücadeleci olduğu bir dönemde rahatsızlandığını aktaran Mustafa Sarıgözoğlu, bu durumun kendilerini şirketin gelecek perspektifini çizmeye ittiğini belirtiyor. Mustafa Sarıgözoğlu bugün üçüncü kuşağın yavaş yavaş çalışmaya dahil olduğu ve onların eğitimini de kendilerinin üstlendiğini söylüyor.

İsmail Sarıgözoğlu’nun işleri çocuklarına devretmesini takip eden süreçte işler oldukça hız kazanır ve Manisa fabrikası yetersiz hale helmeye başlar. 1993 yılında İzmir Organize Sanayi’deki yeni fabrikayı kurarlar. Üretim ihtiyaçlarından dolayı Çiğli Atatürk Organize’deki bulunan kalıp fabrikasını da Manisa’ya taşırlar.  Sarıgözoğlu firması 1998 yılında 2 milyon doların üzerinde ihracat yaparak dereceye girer ve MİB’den plaket alır. Mustafa Sarıgözoğlu, “Bu plaket bizim için önemli bir kilometre taşıydı. O zamanlar büyük bir rakam olan 2 milyon dolar, şu an bir kalıp setinin fiyatı neredeyse. Biz böyle günlerden geçerek bugünlere geldik. Bunlar azımsanacak şeyler değil.” diyor.

Firmanın başarısında çalışanlarla olan ilişkiler oldukça önemli. Sarıgözoğlu’nda çalışanlarının çok büyük kısmı eski çalışanlardan oluşuyor. Çalışanlar arasında, babaları Sarıgözoğlu’ndan emekli olmuş, kendisinin emekli olmasına da 5-10 yıl kalmış ikinci kuşak işçiler var. İsmail Sarıgözoğlu, küçük bir işletme oldukları dönemlerde bile sigortalı işçi çalıştırma konusunda çok titiz davranmış ve çocuklarına da tavsiyesi bu yönde olmuş. Çalışanları ile ast üst ilişkisine girmediklerini belirten Mustafa Sarıgözoğlu, “Bizim çalışanlarımız iş yerini de bir aile kapsamında değerlendirir. Varlıkta da yoklukta da birlikte olma düşüncesiyle hareket ettik bu yüzden hiçbir krizde personel kaybetmedik.” diyor. Tüm bu büyümede itici güç müşteri talepleridir. 1999 yılında kurulan Aksaray fabrikası da yine bu yüzden, Mercedes’in talepleri doğrultusunda kurulur.

Bursa fabrikası kriz döneminde tamamlanır

Büyüme sürecinde birçok kriz atlatan Sarıgözoğlu,  bu krizlerden güçlenerek çıkmayı bilmiş.  Örneğin Bursa yatırımına karar verildiği dönemde global kriz etkili olur. Kriz nedeniyle tüm talepler sıfırlanır ve stoklar büyür. Firma aldığı kredileri döndürmekte zorlanır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, geçmişten gelen tecrübeleri ve çekirdekten yetişmiş güçlü kadrosu ile krizi aşmayı başarır. 2008 yılında inşaatı başlayan Bursa fabrikası, kriz dönemi olan 2009’un ortalarında tamamlanır ve kendi ayakları üstünde durmayı başarır.

Bursa yatırımının sektördeki dengeleri kendi lehlerine çevirdiğini belirten Mustafa Sarıgözoğlu, “Bursa yatırımını yapmasaydık bugün bu seviyede olamazdık.” diyor. Bugün Bursa fabrikasında üç dev otomotiv firması; Renault, Ford ve Fiat için dış yüzey kaporta parçaları üretilmeye devam ediyor. Başlarda bu üç markanın Türkiye fabrikaları için kalıp yapımı ile başlayan süreç şimdi bu markaların global ihtiyaçlarının karşılanması aşamasına gelmiş durumda. Zaman baskısı ve maliyetler nedeniyle çoğu Türkiye’de yapılabilecek kalıpların bazen otomotiv ve beyaz eşya OEM’lerince yurt dışına sipariş edildiğini belirten Mustafa Sarıgözoğlu, “Mevcut Avrupalı müşterilerimizin yanı sıra Çin ve Amerika’ya da kalıp üreten bir firma konumdayız.” diyor. Firma son yıllarda kalıp konusunda gösterdiği gelişme ve gelen talepler sonucunda makine üretimini sadece kalıp üretimine dönüştürmüş durumda. Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nde yerleşik Bursa Pres Metal Fabrikası 2009 yılından itibaren yaklaşık 130 çalışanı ile faaliyet gösteriyor. Fabrika 28 bin 500 metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 30 bin metrekarelik alanda kurulu. 2 bin tonluk pres kapasitesine sahip Mossini G1 ve 800 tonluk pres kapasitesine sahip bliss robotik pres hatları ile soğuk şekillendirilmiş parça üretimi yapılmakta olan fabrikada; punta kaynak robotları ile kaynaklı/ montajlı parçalar üretiliyor.

Üçüncü kuşak hazırlanıyor

Bugün üç ayrı ilde, dört ayrı fabrika ile faaliyet gösteren bir firma Sarıgözoğlu. Ana merkez ve ana üretim birimi olan Manisa fabrikası ise 13 bin metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 27 bin metrekarelik alanda 400 çalışanı ile firmanın amiral gemisi konumunda. Yine hem ölçek hem de kullanılan teknoloji olarak sektöründe, Avrupa’nın ilk 10 fabrikası arasında sayılabilecek kalıp fabrikası da Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde üretime devam ediyor. Türkiye gibi çalkantılı yıllar geçirmiş bir ülkede, 56 yıldır var olmanın önemli olduğunu belirten Mustafa Sarıgözoğlu, “Üçüncü kuşağın adaptasyonu ve başarılı olması bizim için çok önemli. Mutlak suretle babadan oğula geçecek diye bir kuralımız yok ancak kendi etik değerlerimizi, sosyal sorumluluklarımızı devam ettirmemiz için bu şirketin hayatta kalması lazım.” diyor.


TÜM HABERLER