Bu haberi 69. Sayı'da, 18. sayfada bulabilirsiniz.
Bu haber sizden önce 32 kişi tarafından okundu.
EVDEN KAÇAN YARAMAZ ÇOCUK DÜNYA MARKASI YARATTI “ECOSTAR”

Gaziantep’te, Karayolları’nda elektrik teknisyenliği yapan Ahmet Özyıldırım ile Huriye Özyıldırım’ın ilk çocukları Sami, 1928 yılında dünyaya gelir. Dört kardeşin en büyüğü olan Sami yerinde duramayan, oldukça yaramaz bir çocuktur. İlkokulu ikinci sınıfta bırakan Sami çalışmaya başlar. 15 yaşına geldiğinde babasıyla yaşadığı bir olay, küçük Sami’nin hayatını tamamen değiştirir. Bir gün babasını çok kızdıran Sami, babasının öfkesiyle karşılaşmak istemez ve üzerindeki işçi tulumlarıyla evden kaçar…

 

Malatya’daki dayılarının yanına gitmeye karar veren Sami, evi ile Narlı Tren istasyonu arasındaki 52 kilometrelik mesafeyi yürüyerek gitmek zorunda kalır. Gece yol üzerindeki bir köyde konaklar ve iki günlük yürüyüşün ardından oldukça bitkin bir halde istasyona varır. Buradan Malatya’ya geçer ve dayılarının fabrikasında tesviyeciliğe başlar. Ancak bir süre sonra evden kaçtığı öğrenilir ve burada kalmasına da izin verilmez. Bunun üzerine İstanbul’a gitmeye karar verir. Parası olmadığı için bir süre yola çıkamayan Sami, çözümü trene kaçak olarak binmekte bulur. Sekiz günlük yolculuk boyunca tren görevlileri ile kovalamaca oynayan genç adam, yolculuğun büyük bölümünü aç geçirir…

 

DÖRT METREKARE İLE BAŞLADI

İstanbul’a iner inmez Üsküdar’da yaşayan halası Senihe Hanım’ın yanına yerleşir. Eniştesinin dolmuşunda muavinlik ve şoförlük yapan Sami Özyıldırım, bir süre sonra elektrik işleriyle tanışır. Karaköy Bankalar Caddesi üzerindeki Ankara Han’da, merdiven altında bulunan dört metrekarelik dükkanda elektrik malzemeleri satmaya başlar. Elektrik işlerini çok sever Sami Özyıldırım; hem de ikinci sınıfta bıraktığı ilkokulu, ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirerek, ikinci sınıf elektrikçi lisansı almayı başaracak kadar…

İkinci dünya savaşının bitmesinden dört yıl sonra, 1949’da askere giden Sami Özyıldırım, donanmada geçen üç yılından bahsederken, “Her şeyi orada öğrendim.” diyor. Gemilerde çalışırken, özellikle kazan dairelerinin yakma ve ısıtma sistemleriyle ilgili bilgilerini geliştirir. Burada kazandığı bilgiler hayatının askerlik sonrası döneminde çok işine yarayacaktır.

 

EŞİNİN DESTEĞİYLE BÜYÜDÜ

Askerlik dönüşü ilk eşi İlhan Hanım ile evlenen Sami Özyıldırım, o zamanlar şehir dışı sayılan Maltepe’de beş dönümlük bir arsa satın alır. Amacı verem hastası olan eşinin rahat yaşayabileceği bir ev yapmaktır. Ancak, İlhan Hanım uzun süre mücadele ettiği hastalığa 1959’da yenik düşer. Daha sonra çocukları Gül, Cem ve Iskalen Özyıldırım’ın annesi Nazife Hanım ile yaşamını birleştirir Sami Özyıldırım. Nazife Hanım’a büyük bir sevgiyle bağlı olan Sami Bey, “O benim her şeyim.” diyor ve ekliyor: “Nazife Hanım bu günlere gelebilmemizdeki en önemli güçtür. Bana her zaman destek oldu. İşimi önde tutmama rağmen asla şikayet etmedi. Benim için iş önce gelir; çünkü iş olmazsa aile de olmaz. Yaşayan üç çocuğumuzun yanında üç çocuğumuzu da kaybettik. Ama ne kendi yıkıldı ne de benim yıkılmama izin verdi.”

 

SUNGURLAR İLE ISI SEKTÖRÜNE GİRDİ

Sami Özyıldırım, 1959 yılında dönemin en büyük sanayi kuruluşlarından Sungurlar Kazan’da çalışmaya başlar ve böylece ısı sektörüne ilk adımını atmış olur. Kazan dairesi kumanda panoları ve brülör mekanik montajı konusunda taşeron olarak çalışır. İthal edilen Monarch, Riello ve Bertone gibi yabancı markaların yaygınlaşması için çalışırken üretimlerinde de teknolojik hizmetler verilmesine katkıda bulunur. Sebahattin Sunguroğlu’na olan saygı ve sevgisini her fırsatta dile getiren Sami Özyıldırım, “Sebahattin Sunguroğlu bana çok güvenirdi. Dört kilogramdan 4,5 tona kadar bütün brülörlerinin montajını ben yapardım.” diyor.

 

TERMO-HEAT İLE KENDİ PATRONU OLDU

Uzun süre Sungurlar Kazan’ın taşeronluğunu yapan Sami Özyıldırım, Sebahattin Sunguroğlu’nun da desteği ile 1967 kurduğu Termo-Heat Isı San A.Ş. ile kendi işinin patronu olur. Maltepe’de aldığı arsada ilk üretim tesisini kuran Özyıldırım, Türkiye’nin ilk tüp rezistansını üretmeyi başarır. Bu süreçte eşinin desteği ve mühendis arkadaşı İhsan Bayraklı’nın yanında yer alması işleri oldukça kolaylaştırır. Tüp rezistans üretiminde ürün yelpazesini genişletmeye başlayan firma bir süre sonra; elektrikli termosifon, konvektör, yağlı radyatör, fırın, ızgara ve soba gibi ev aletleri üretimi de yapmaya başlar.

Fazla para kazandırmaması nedeniyle 1980’de ev aletleri üretiminden vazgeçen Özyıldırım, tüp rezistans üzerine uzmanlaşmaya karar verir. Ev aletlerinden kazandığı parayı tüp rezistans ve brülör işine yatırmaya başlar, fakat üretimi bıraksa da ünlü markaların distribütörlüğünü alarak ev aletleri ithalatını sürdürür.

 

DOĞALGAZIN KULLANILMADIĞI YILLARDA GAZTEKNİK A.Ş’Yİ KURDU

Yeniliklere öncü olmayı ve yakından takip etmeyi ilke edinen Sami Özyıldırım, doğalgazın henüz Türkiye’de kullanılmadığı 1986’da Gazteknik A.Ş.’yi kurar. Eşi Nazife Özyıldırım ile birlikte Avrupa ve Asya’da birçok ülkeye giderler ve fuar fuar dolaşarak brülör üreticilerini araştırırlar. Dönerken dört büyük marka belirlemiş olan Özyıldırım, ortağı ve yakın arkadaşı İhsan Bayraklı’nın tavsiyeleri doğrultusunda İsviçreli Oertli ile anlaşır ve monoblok brülörlerin lisansını alarak üretime başlar. 1990-2000 yılları arasında Alman Dr.B Thyssen’in Türkiye distribütörlüğünü alan firma, sıvı yakıtlı brülör üretimine de başlamıştır. 10 yıl içinde üretimini üst seviyelere taşıyan firma pazarın devleri arasına girer...

Pazar oranı arttıkça Maltepe’deki üretim tesisinin yetmediğini söyleyen Sami Özyıldırım, “Karaköy’de dört metrekarelik dükkanda başladığım işi, Çorlu’da kapalı alanı 15 bin metrekare olmak üzere toplam 50 bin metrekarelik yeni tesisimize taşıdık.” diyor. 1999 yılında ekonomik konjonktür gereği, tüp rezistans üretimi yapan Termo-Heat A.Ş. ve brülör üreten Gazteknik A.Ş birleşerek Termo Isı A.Ş adı altında faaliyet göstermeye başlar. 1990’ların ortalarına gelindiğinde artık Sami Özyıldırım’ın dinlenme vakti gelmiştir. Çocukları Gül, Cem ve Iskalen Özyıldırım, neredeyse 60 yıldır çalıştığını ve artık dinlenmesi gerektiğini söyler. Başta çocukları ciddiye almadığını söyleyen Sami Özyıldırım, “Düşününce haklı olduklarını anladım ve yönetimi onlara bıraktım. Başlarda şüphelerim vardı ama üçü de iyi eğitim almış çocuklar. İşleri ikiye üçe katladılar.” diyor.

 

“İLK İŞ OLARAK ÜST KATTAKİ TUVALETLERİ TEMİZLEMESİNİ SÖYLEDİM.”

Lise yıllarından beri şirkette çalışan Cem Özyıldırım, ablası Gül’ün çekilmesinin ardından yönetimi devralır. Oğlunun da herkes gibi en alt seviyeden başladığını söyleyen Sami Özyıldırım, “Bir gün personel müdürüm bana geldi, ‘Efendim kızmazsanız genç biri burada çalışmak istiyor’ dedi. Kim olduğunu sorduğumda ‘Cem Özyıldırım’ dedi. Hemen işe al, dedim ve ilk iş olarak üst kattaki tuvaletleri temizlemesini söyledim. Gidip baktığımda tertemiz olmuştu. Ben açlıklar gördüm, zorluklar yaşadım. Çocuklarımın, para kazanmanın kolay olmadığını anlamalarını istedim.” diyor.

İlklere atılan imza

60 yıllık iş yaşamında çok zorlu dönemlerden geçer Sami Özyıldırım ama her zaman ayağını yorganına göre uzatmayı bilir. Olaylara gerçekçi yaklaşmış ve kötü durumların kendisini etkilemesine izin vermemiştir. Yeniliklere açık kişiliği sayesinde Türkiye’nin ilk tüp rezistansını ve ilk termosifonunu üretir. İlk güneş enerjili ısıtma sistemlerini İsrail’den getiren de yine kendisi olur. Fakat hiçbir zaman kibirli olmaz ve hep çalışmaya devam eder. En sevmediği iki şeyin yalan ve kibir olduğunu söyleyen Sami Özyıldırım, eşiyle dünyayı gezecek kadar dünya işlerine; biri eşinin ismine olmak üzere iki camii yaptıracak kadar da ahiret işlerine önem veren bir kişi.  Çevresinde sevilen ve sayılan Sami Özyıldırım, Maltepe’de şirket merkezinin bulunduğu sokağa isminin verilmesinin hikayesini şöyle anlatıyor: “Maltepe’ye geldiğimde buralarda sokak falan yoktu. Sokaklar yapılmaya başladığında çalışanlarımdan birine ‘Sami Bey Sokağı’ tabelası yaptırıp astım. Zamanın Maltepe Belediye Başkanı beni çok sevdiği için bunu onayladı ve sokağın ismi resmi olarak Sami Bey Sokak oldu.”

 

“SEKTÖRÜMÜZDE İLK ÜÇE GİRMEK İSTİYORUZ”

Türkiye’de kendi sektörlerinde lider durumda olduklarını söyleyen Cem Özyıldırım firmanın hedeflerini şöyle anlatıyor: “Uluslararası bir güç olarak sektörümüzde ilk üçe girmek istiyoruz. Yıllık 7 bin civarı brülör üretiyoruz. İlk planda 10 bine çıkmayı planlıyoruz. Biz mühendislik ve Ar-Ge ye dayalı üretim yapıyoruz. Hazırdaki teknolojileri geliştirmeye daha verimli hale getirmeye uğraşıyoruz.” Eskiden teknolojinin yurt dışından geldiğini belirten Cem Özyıldırım, “Kendimizi ispatladık, artık ihraç ediyoruz. Fakat pazar büyüdükçe rekabet artıyor. Uyum sağlamak için global dengeleri sürekli takip ediyoruz.”

Isıtma ve yakma sistemlerinin çok boyutlu bir sektör olduğunu hatırlatan Cem Özyıldırım, “Termik santralden, çimento üretimine; mutfaktan, olimpiyat ateşine kadar birçok şey bizim sektörle ilişkili. Mesela Erzurum’daki 2011 Üniversiteler Arası Kış Oyunları’nın ateşini biz yaktık. Ama Sami Bey’in bize bıraktıkları olmasa, onun bilgileri olmasa buralara gelmek mümkün olmazdı. Hala ona danışıyor, tecrübelerinden yararlanıyoruz. İnsan ölüp gider ama bıraktığı eserler yaşar.” diyor.

Ecostar bugün Japonya, Güney Kore, Finlandiya, Avusturya, Kanada gibi 40’ın üzerinde sanayileşmiş ülkeye kendi markasını ihraç eden ve sektöründe dünya devleri arasına girmeyi başararak Avrupa şirketlerince ortaklık teklif edilen bir firma haline gelmiş durumda.


TÜM HABERLER
ajans365.com.tr