Bu haberi 70. Sayı'da, 18. sayfada bulabilirsiniz.
Bu haber sizden önce 130 kişi tarafından okundu.
ÇOCUKLARI İÇİN DEĞİŞTİRDİĞİ İŞ TORUNLARINA MİRAS KALDI “ÖZARAR”

Uzun süren savaşlar ve siyasi istikrarsızlıklar içinde bocalayan Osmanlı İmparatorluğu, 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde artık dağılmak üzeredir. İstiklal Madalyası sahibi veteriner Albay Şükrü Özarar’ın oğlu Mithat, böylesi bir dönemde 1913’te İstanbul’da dünyaya gelir. Çocukluğu savaş yıllarında geçen küçük Mithat, asker babasının desteğiyle iyi bir eğitim alır. Karaköy’deki Saint Benoit Lisesi’nin ardından, bugünkü ismi İstanbul Teknik Üniversitesi olan Yüksek Mühendis Mektebi’nden 1938’de elektro-mekanik mühendisi olarak mezun olur...

 

Okuldan sonra Devlet Su İşleri’nde bakım mühendisi olarak çalışmaya başlayan Mithat Özarar, daha sonra Karayollarında Makine ve Fen İşleri Müdürü olarak görev alır. Bu görevi sırasında, ABD’nin Marshall yardımı kapsamında karayollarında kullanılacak makinelerin seçimi için ABD’ye giden heyetin başında yer alır. Amerika dönüşü bir süre daha devlet işlerinde çalışan Mithat Özarar, artık kendi yolunu çizmeye karar verir. Elektrik Müteahhitliği yapmaya başlayan Mithat Özarar, şehirlerin elektrik şebekelerinin kurulmasıyla ilgili çalışır. Erzurum, Sarıkamış, Iğdır, Tortum ve Marmara Ereğlisi’nin ilk elektrik şehir şebekelerinin kurulumunda Mithat Özarar’ın emeği büyüktür.

 

AİLESİNE ZAMAN AYIRAMAYINCA KENDİ İŞİNİ KURAR

 

Anadolu’nun farklı bölgelerinde elektrik şebekeleri kuran Mithat Özarar’ın yaşamı, 1954’te oğlu Umur ve 1957’de kızı Beril’in dünyaya gelmesiyle farklı bir yola girer. İşi gereği uzun süre farklı şehirlerde kalmak durumunda olan Mithat Özarar, bir süre sonra çocuklarına ve ailesine gereken zamanı ayıramadığını düşünür ve kendi işini yapmaya karar verir. Ne yapacağını düşünüp alternatifler arayan Mithat Özarar, o zamanlar kimselerin bulunmadığı Cevizli’de 10 dönümlük bir arazi alır. Boş arsa üzerine 1959’da inşa edilen bu küçük atölye Özarar Kaldırma Makina Sanayi’nin doğduğu yer olur.

 

İŞLER UMDUĞU GİBİ GİTMEZ

 

Mithat Özarar, Almanya’da ziyaret ettigi bir fuarda yara bandı üretme patenti alır; fakat yurda döndüğünde 27 Mayıs 1960 askeri darbesi gerçekleşir. Darbe, ülkedeki her şeyle birlikte Mithat Özarar’ın planlarını da değiştirir. Yara bandı patentini başka birine devreder ve atölyesine aldığı torna, freze ve matkap gibi basit aletlerle elektrik şebekelerinde kullanılan, elektrik direkleri ve diğer küçük parçaları üretmeye başlar.  Ancak elektrik işleri de umduğu gibi gitmez. Bunun üzerine otomotiv ve termosifon sektörüyle ilgili çalışmaya başlar. Otosan’a otomobil, Arçelik’e termosifon ve kazan parçaları üretmeye başlar. O yıllarda henüz boğaz köprüsü olmadığı için Levent’te oturan Özarar ailesinin atölyeye gelip gitmesi oldukça zordur. Bu yüzden atölyenin üst katını ev olarak kullanmaya başlar.

 

KÖPRÜ VİNÇ YAPARAK BÜYÜDÜ

 

Sürekli yeni projeler düşünen Mithat Özarar, o zamanlar Türkiye’de imalatı olmayan gezer köprü vinç yapmaya karar verir. Bu işi sadece bakarak, dışarıdan gelen makineleri inceleyerek öğrenir. İlk müşterisi 1968 yılında Bayramoğlu Sapağı’nda bulunan Doğu Galvaniz firması olur. Bu işin altından alnının akıyla çıkmayı başaran Mithat Özarar, artık sektörde bilinen bir isimdir. Ve işler artmaya, siparişler gelmeye başlar. 1970 darbesi işlere tekrar sekte vursa da şirket ayakta kalmayı başarır.

1971’de vinç sektörünün devlerinden Alman Stahl firmasıyla yapılan distribütörlük anlaşması Özarar Makina için dönüm noktası olur. 1974 yılında ithalata getirilen sınırlamalar, o güne kadar vinçlerin makine kısımlarını büyük ölçüde ithal eden firmayı bu parçaları Türkiye’de yapmaya iter. Bu sayede yüzde 80 oranında yerli üretim yapılmaya başlanır.

 

EVLAT ACISIYLA YIKILIR

 

1970’li yıllar Özarar Makina’nın şöhretinin arttırdığı yıllar olur. Ancak 1978’de yaşanan kötü bir olay aileyi kedere boğar. Evin en küçüğü Beril Özarar, Moda’daki evlerinde bir sabah kahvaltı esnasında aniden fenalaşır. Vakıf Gureba Hastanesi’ne kaldırılan Beril Özarar’ın,  yıllar sonra şarkıcı Ebru Gündeş’in ismiyle tanınacak anevrizma hastası olduğu anlaşılır. Anevrizmaya bağlı beyin kanaması geçiren Beril Özarar tüm müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve 21 yaşında hayatını kaybeder. Genç Beril’in hayatını kaybettiği sırada hamile olması Özarar ailesinin acısını ikiye katlar. Olay sırasında yurt dışında bulunan Mithat Özarar, acı haberi döndüğü zaman öğrenir ve üzüntüsünden yıkılır…

 

ALTIN YILLAR…

 

Takvimler 12 Eylül 1980’i gösterirken Türkiye bir kez daha darbe ile yüzleşir. Diğerlerinde olduğu gibi bu darbe de firmayı olumsuz etkiler. Ancak sendikalar tarafında kışkırtılan işçilerin makinelere verdikleri zarar ve sokaklarda akan kan durduğu için sevinir Mithat Özarar. Darbenin olumsuz etkisi yavaş yavaş geçerken firma Sabancı Grubu ve Şişe Cam gibi büyük firmalarla çalışmaya başlar. Altın yıllarını yaşayan Özarar Makina dönemin başbakanı Turgut Özal’dan başarı plaketi bile almıştır.

 

OĞLU İŞİN BAŞINA GEÇER

 

Özarar Makina’nın büyük başarılara imza attığı bu dönemde talihsiz bir olay gerçekleşir. İstanbul’un deyim yerindeyse kar altında kaldığı 1987 yılının 17 Şubat günü Mithat Özarar beyin kanaması geçirir ve felç olur. Bu olayın ardından işlerin başına Umur Özarar geçtiyse de Mithat Özarar vefat ettiği 1996 yılına  kadar sürekli şirkete gidip gelir. Babasının rahatsızlığının ardından şirketin yönetimini Umur Özarar üstlenir. Çocuk yaşlarından itibaren babasının işlerine yardım eden olan Umur Özarar, yerleri süpürmekten torna başında durmaya kadar hemen her işi yapar. Babası gibi Saint Benoit’ten mezun olan Umur Özarar, 1972’de Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği’ne girer. Gece, okuluna devam ederken, gündüzleri de Cevizli’ye giderek atölyede babasına yardımcı olur.

Umur Özarar’ın üniversite yılları, terörün ve çatışmaların en yoğun olduğu yıllardı. Özellikle Yıldız Teknik Üniversitesi çatışmaların en yoğun yaşandığı üniversitelerden biriydi. 1974 yılında yaşadığı bir olay genç Umur’un hayatının gidişatını değiştirir. Kimya laboratuarında yaptığı deney başarısız olan Umur Özarar, deneyi tekrarlamak için okulda kalır. Başarısızlıkla sonuçlanan deneyi belki de Umur’un hayatını kurtarmıştır. Çünkü kimliği belirsiz kişiler okuldan çıkan öğrencilerin üzerine makinalı tüfeklerle rastgele ateş açmış ve birçok öğrencinin yaralanmıştır. O günleri anlatan Umur Özarar, “Bu olay bardağı taşıran son damla oldu. Ailem de artık okula devam etmemi istemedi.” diyor. Üçüncü sınıfta okuldan ayrılan Umur Özarar, 1978’e kadar babasının yanında çalışır. Bu dönemde hayatını Moda’dan tanıdığı Zümrüt Hanım’la 1977 yılında birleştirir ve oğulları Mete 1978 yılında dünyaya gelir.

Daha sonra bölümünü bitirmeye ve diplomasını almaya karar veren Umur Özarar, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden denklik belgesi alır ve Fransa’nın Toulouse şehrindeki Paul Sabatier Üniversitesi’ne kaydını yaptırır. 1980’de eğitimini tamamlayan Umur Özarar, üç yıl süren Fransa macerasının ardından Türkiye’ye geri döner.

 

KUZEY AFRİKA’DA FRANSIZCA İLE BAŞARILI OLURLAR

 

Yurt içinde birçok başarıya imza atan Özarar Makina 90’lı yıllarla birlikte yavaş yavaş yurt dışına açılmaya başlar. Umur Özarar’ın iyi derecede Fransızca bilmesi yurt dışına açılmada büyük kolaylık sağlar. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren Özarar Kaldırma Makina Sanayi A.Ş. Cezayir, Fas ,Tunus ve Sudan gibi ülkelerde büyük projeler gerçekleştirir. Bu yıllarda sürekli yurt dışına gidip geldiğini ifade eden Umur Özarar, “Bu ülkeler ağırlıkla Fransızca konuştukları için anlaşmalarda rakiplerimize karşı avantaj elde ediyordum.” diyor. Yine bu dönemde firma Cezayir’de büro açar ve yeni distribütörlükler de alarak büyümeye devam eder. Özarar bugün 25’in üzerinde ülkeye ihracat yapıyor.

2007 yılına gelindiğinde artık şehir içinde kalan Cevizli’deki firma, Kocaeli’nde açılan 5 bin 500 metre karelik kapalı alana sahip modern fabrikaya taşınır. Özarar Makina bugün 150’den fazla çalışanıyla, üç kıtada 20’ye yakın ülkede iş yapıyor. Ağır hizmet tipi vinçlerden bayrak vinçlere; çift ve tek kirişli gezer köprülü vinçlerden, monoray taşıma sistemlerine kadar kaldırma sektörüyle ilgili farklı makineler üretiyor.

Ancak 18 Aralık 2010’da Tunus’ta, Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasıyla tüm Arap dünyasını saran ve Arap Baharı denilen olaylar zinciri onları da vurmuş durumda. Özellikle Cezayir’de çok önemli işler yaptıklarını belirten Umur Özarar, “İşler bir anda bıçak gibi kesildi. Anlaşmalar feshedildi. Arap Baharı bizim kışımız oldu. Üretim büyük oranda yurt içine kaydı. Arap yarımadası dışındaki ülkelerde çalışmalarımız devam ediyor ama büyük oranda beklemedeyiz. Boğulmamak için su üzerinde kalmaya çalışıyoruz.” diyor.

 

“BU PRENSİPLER İSTİKLAL MADALYASI GİBİ BABAMDAN BANA KALDI”

 

Mete ve Oğuz isimli iki oğlu olan Umur Özarar yakında işleri üçüncü jenerasyona devretmeyi planladığını söylüyor. Büyük oğul Mete Özarar, hali hazırda firmanın uluslararası operasyonlarını ve satış işlerini yürütüyor. Küçük oğul Oğuz ise firmanın satın alma bölümünde görev alıyor. Yatçılık ve atçılık merakı olan Umur Özarar 16 metrelik ‘Beluga’ isimli teknesiyle boş zamanlarında arkadaşlarıyla birlikte Ege ve Akdeniz turlarına çıkıyor. Ayrıca sahip olduğu yedi yarış atıyla pistlerde de heyecan yaşamaya devam ediyor. İşleri çocuklarına bıraktıktan sonra hobilerine daha fazla zaman ayıracağını belirten Umur Özarar, “İş hayatında en önemli prensibim verilen sözlerin tutulması oldu. Yalan söylenmesine asla tahammül etmedim. Bu prensipler İstiklal Madalyası gibi babamdan bana kaldı. Ben de çocuklarıma bırakarak dinlenmeyi planlıyorum. Dışarıdan danışman gibi onlara yardım etmeye devam edeceğim.” diyor.


TÜM HABERLER