Bu haberi 75. Sayı'da, 18. sayfada bulabilirsiniz.
Bu haber sizden önce 225 kişi tarafından okundu.
Türk savunma sanayisinin amiral gemisi“MKE”

M.Ö 209 yılında Asya Hun İmparatorluğu döneminde temelleri atılan Türk Silahlı Kuvvetleri, Orta Asya’dan Viyana önlerine kadar çok geniş bir coğrafyada farklı milletlerin ordularıyla karşı karşıya gelmiş ve modern tarihe yön veren önemli bir güç olmuştur. Bu büyük ordunun savaş araç ve gereçlerinin temini için oluşturulan ilk kurumsal yapılanmanın ise 15. yüzyılın ortalarında başladığı kabul edilir. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin konvansiyonel ihtiyaçlarına yönelik üretim yapan Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun temelleri de o yıllarda atılır...

 

 

Ateşli silahların önemini erken dönemde kavrayan Osmanlı ordusu, bu yeni teknolojiyi çok kısa bir sürede etkin şekilde kullanmaya başlar. Osmanlılarda top ilk olarak Sultan I. Murad zamanında 1386’da Karamanoğulları ile yapılan savaşta, daha sonra 1389 yılında I. Kosova Savaşı’nda kullanılır. Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’un fethi hazırlıklarında “Top Asithanesi” adı altında kurduğu top döküm tesisleri ise bu alandaki ilk kurumsal yapılanmadır. Bu sayede Osmanlılar 15. ve 16. yüzyıllarda silah, özellikle de top teknolojisinde oldukça büyük bir gelişme gösterir. 1450-1550 arasındaki yüzyılda teknolojik yeterlilik ve kullanım yeteneği açısından Osmanlılar dünyadaki en iyi topçuluk sistemine sahip olmuşlardır. Osmanlı Devleti İstanbul’un fethinden sonra çok sayıda ateşli silahla donatılmış bir ordu kurarak dünya devletleri arasında sözü geçen, ciddi ve caydırıcı bir güç haline gelir. 17. yüzyılın ortalarına kadar hiçbir devlet ateşli silah teknolojisinde Osmanlı ordusuna yetişemez. 17. yüzyılda batı dünyasının bilim, kültür ve sanat alanında gösterdiği gelişime kayıtsız kalan Osmanlı İmparatorluğu bilimsel alanda olduğu gibi askeri teknoloji alanında da Avrupa’nın gerisinde kalır. 18. yüzyılın ortalarından itibaren ıslahat çalışmaları yapılmaya başlansa da geç kalınır. Öyle ki Avrupa’da 1850’den itibaren uygulanmaya başlanan yiv-set ve kuyruktan doldurma sistemi Osmanlılara ancak 1889’da gelebilmiştir. Bu ıslahat çalışmaları kapsamında Fatih döneminden beri hizmette olan “Top Asithanesi” 1832 yılında Tophane-i Amire Müşirliği, adı altında yeniden yapılandırılır. Fakat 19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin askeri malzeme ihtiyacını karşılamakta bir hayli zorlandığı ve bu tür malzemelerin çoğunlukla dışarıdan karşılandığı bir dönem olur. Bu dönemde Tophane–i Amire Müşirliği’ne bağlı bulunan harp sanayi ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Tophane-i Amire Müşirliği, 1908 yılında Tophane-i Amire Nazırlığı, 1909’da İmalat-i Harbiye Müdüriyeti Umumiyesi olarak faaliyetlerine devam eder.

 

İSTANBUL’DAN KAÇIRILAN TEZGÂHLAR KURTULUŞA GİDEN YOLU AÇAR

 

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından işgal edilen İstanbul’da, işgal devletleri bütün Osmanlı tesislerine el koyar. Hatta tesisleri kapatma talimatı verilir. Buna karşılık dönemin yöneticileri “Biz artık patlayıcı madde, silah üretmiyoruz!” diyerek, bazı fabrikaların kapatılmasını önler. Kurtuluş savaşını gerçekleştiren kadro, akılcı bir strateji ile İstanbul’daki askeri üretim yapılabilecek tesisleri ustaları ile birlikte Ankara’ya kaçırmayı başarır. İstanbul’dan kaçırılan bu tezgahlar, tesisler ve altyapı, milli mücadele için gerekli silah üretiminde hayati bir işlev görür ve zaferin kazanılmasında çok büyük rol oynar.

 

 

 

“TÜRKİYE’DE SAVUNMA SANAYİSİ İLE İLGİLİ FABRİKALAR KURULMALI VE GELİŞTİRİLMELİ”

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında, işgal altındaki İstanbul’dan kaçırılıp Ankara çevresinde kurulan küçük imalathaneler, tezgahlar ve tesislerden başka ciddi bir altyapı yoktur. Teknoloji ve yetişmiş insan sıkıntısı yaşanmaktadır. Cumhuriyet kadroları, ilk planlı dönemde sanayileşmenin ve dolayısıyla savunma sanayisinin devlet eliyle yönlendirilerek geliştirilmesi gerekliliğini görür. Bu kapsamda 1921 yılında “Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü” kurulur. Uzun vadeli hedefler belirleyen cumhuriyet kadroları İzmir İktisat Kongre’sinde, “Türkiye’de savunma sanayisi ile ilgili fabrikalar kurulmalı ve geliştirilmeli” kararı alır. Kırıkkale’de entegre bir silah sanayisinin kurulması hususu ilk kez bu kongrede ele alınır. Bu görüş ve kararlar doğrultusunda başlatılan çalışmalar sonucu: Cumhuriyetin ilk fabrikaları olan 1924’de Ankara’da Hafif Silah ve Top Tamir Atölyeleri, Fişek ve Marangoz Fabrikaları; 1928’de Kırıkkale Pirinç Fabrikası; 1928’de Kırıkkale Elektrik Makinaları Fabrikası; 1929’da Kırıkkale’de Mühimmat Fabrikası faaliyete başlar. Daha sonra 1931’de Kayaş Kapsül Fabrikası; 1931’de Kırıkkale Çelik Fabrikası; 1935’de gaz maskesi üretimi için Mamak Gaz Maske Fabrikası ve 1936’da Barut, Tüfek ve Top Fabrikaları, kurulur. Bu fabrikalar bugünkü Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun temelini oluşturur.

 

İŞÇİLER JANDARMA ZORUYLA İŞE GÖTÜRÜLÜR

 

Savunma sanayisinin güçlendirilmesi için böylesine stratejik adımların atıldığı o yıllar aynı zamanda genç cumhuriyetin ekonomik ve teknolojik imkansızlıklarla boğuştuğu yıllardır. MKE Kurumu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Demirdöğen, kendisi de Kırıkkaleli olduğu için Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü’nün kurulduğu ilk yıllarda yaşanan sıkıntıları iyi biliyor. O yıllarda kalifiye insan gücünün yetersiz olduğunu ve teknolojik eksiklikler yüzünden makinelerle yapılması gereken operasyonların dahi insan gücüyle yapıldığını belirten Demirdöğen, “İnsanları işe alıyorlar fakat kocaman mermi gövdelerinin sadece insan gücüyle indirmek kaldırmak oldukça zor. Bu zorluğa dayanamayıp işten kaçanlar oluyor. Böyle durumlarda jandarmanın işçileri zorla fabrikaya götürdüğü bile olmuş. Fabrikaların olduğu bölgeyle bizim köyün arasında yedi-sekiz kilometrelik dağlık alanlar var. İnsanlar sabah evden çıkıp o yolu yürüyerek işe gider ve gün boyu bedenen çalıştıktan sonra tekrar aynı yolu yürüyerek dönermiş.” diyor. Bu çalışmaların, organik bir yapı ile dışa bağımlı olmadan, sandığından barutuna kadar topyekun tüm ihtiyaçların bir arada ve tamamen milli kaynaklarla üretilmesi için başlatıldığını belirten MKE Kurumu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Demirdöğen, “Dönemin şartları gereği bu çalışmaların tümünü devletin yapması gerekiyordu. Bugün bu üretimlerin yüzde 40’ını alt yükleniciler karşılıyor. İlerisi için koyulan hedef ise bu oranı yüzde 70- 80’lere çıkarmak.” diyor.

 

TRUMAN DOKTRİNİ VE MARSHALL YARDIMLARI SİLAH SANAYİSİNİ DURMA NOKTASINA GETİRİR

 

1950 yılına gelindiğinde Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü, gerek değişen askeri ve ekonomik koşullar gerek 1949 yılında başlayan NATO’ya girme çabaları nedeniyle 5591 sayılı kanunla sermayesinin tamamı devlet tarafından karşılanan tüzel kişiliğe sahip “Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE)” adı ile yeniden teşkilatlanır. Türkiye’nin Kore Savaşı’ndan sonra 1952 yılında NATO ittifakına katılması ile başlayan ve özellikle Truman Doktrini ve Marshall Yardımları sonrası kısa sürede artış gösteren askeri yardımlar, savunma sanayisinin gelişimini durma noktasına getirir. Sovyetler Birliği ile girdiği “Soğuk Savaş” döneminde güçlü bir müttefike ihtiyacı olan ABD, Türkiye’nin silah ihtiyacını karşılarken MKE Kurumu’nun elindeki tesislerde gaz ocağı, zeytinyağı makinesi, çay makinesi gibi ürünler imal edilmeye başlanır. Dönemin siyasi ve askeri yöneticilerinin uzun vadede çıkacak sorunları öngörememeleri ve ABD’den gelen daha teknolojik ürünlerin tercih etmeleri nedeniyle, 1950 yılına kadar silahlı kuvvetlerin yurt içi siparişlerinin askeri fabrikalar tarafından karşılanma oranı yüzde 79 iken, bu oran yüzde 3’lere kadar geriler ve askeri fabrikalar verimliliğini yitirir. 1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ABD ve Avrupa tarafından konulan ambargolar, kısa vadede olumlu gibi görülen bu politikanın zararlarını ortaya koyar. Türkiye bu dönemde parasını verdiği uçak ve malzemeleri dahi alamaz. Bu tecrübe özellikle savunma sanayisinde milli üretimin ne kadar önemli olduğunu tekrar göz önüne serer.

 

SAVUNMA SANAYİSİNDEN ÖZEL SEKTÖRE İLKLERİ BAŞARAN KURUM

 

MKE Kurumu 1950’li yılların ortasından itibaren ana görevi olan TSK ihtiyaçlarını karşılamanın yanında, özel sektörün giremediği sanayi alanlarına da etkin bir müteşebbis olarak girer. Savunma sanayisinin risklerini bertaraf etmenin yanı sıra yeni gelişmekte olan ülke sanayisine öncülük etme misyonu da üstlenen MKE Kurumu; Türk Traktör Fabrikası, Trakmak, Tofaş Otomobil Fabrikası, Tofaş Oto Ticaret, Tügsaş, Nitromak vb. dev sanayi kuruluşlarının kurulmasına büyük ortak olarak öncülük eder. Sanayimiz için yetişmiş insan gücü ile bir okul, teknolojik gücü ile de bir ekol oluşturur. Bu öncü rolü MKE Kurumu’nun birçok ürünün ilk üretimini gerçekleştirmesini sağlar. Örneğin, 1950’li yıllarda MKE Kurumu tarafından üretilen tek motorlu UĞUR 44 ilk Türk Uçağı’dır. İlk demir yolu rayı haddeleme, ilk sac mamulleri ve pirinç malzeme, takım tezgahları, vasıflı çelik haddehanesi, pik ve sfero dökümhanesi, elektrik sayaçları, zirai mücadele aletleri, tekstil makineleri, dişli ve dişli kutusu imal tesisleri, çelik çekme boru, pil imalatı da bu ilkler arasındadır. Kurum özellikle 1960’dan beri yaptığı yatırımları ve özel sektöre sermaye katılımları ile ekonomimize önemli katkılar sağlar. 24 Ocak 1980 tarihinde TBMM ve hükümet tarafından alınan kararlar ile KİT politikasında köklü değişiklikler yapılır, dışa yönelik sanayileşme stratejisi benimsenir ve serbest piyasa ekonomisine geçiş başlar. Devletin ekonomideki ağırlığının hafifletilmesi, KİT’lerin serbest piyasa koşullarında özerk bir yapıda verimli ve etkin olması politik hedef olur. 80’li ve özellikle 90’lı yıllar, sanayide kamu payının azaltılarak KİT’lerin imalat sanayisinden çekilmesi, özelleştirilmesi veya kapatılması politikalarını içeren bir dönem olur. Bu durum, MKE Kurumu’na özel sektöre yönelik üretimlerden vazgeçerek, tüm imkan ve yeteneğin TSK’ya yöneltmesi şeklinde yansır. Bu çerçevede sivil üretim yapan şirketler ya Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilir ya da kapatılır. MKE Kurumu’nun 5591 sayılı özel kanun kapsamındaki faaliyetleri, 1982 yılına kadar sürer. Kurumun özel kanunu, 105 sayılı KHK ile bu tarihte yürürlükten kaldırılır ve MKE’nin de dahil olduğu, KİT’leri tek bir mevzuat altında birleştirmeyi amaçlayan 18/06/1984 tarihli 233 sayılı KHK yürürlüğe girer.

 

YENİDEN YAPILANMA SÜRECİ

 

1989 yılına kadar 25 “fabrika” modeli ile üretime devam eden MKE Kurumu, bu tarihten sonra hız kazanan liberalleşme politikaları ile anonim şirket şeklinde bağlı ortaklık haline getirilir. Tabi bu süreçte 1991 yılında Varşova Paktı’nın dağılması ile TSK’nın içine girdiği yeniden yapılanma süreci ve askeri ihtiyaçların önemli ölçüde azalmış olması da etkilidir. Bu modele geçişte: Özelleştirmeye hazırlık yapılması; şirket hisse senetlerinin kısmen piyasaya sunularak ek sermaye sağlanması; fabrikaların şirket yapısında birer kar merkezi haline dönüştürülmesi; piyasaya üretim yapan şirketlerin; daha hızlı hareketle satış cirolarının yükseltilmesi ve şirketlerin karar organları vasıtasıyla, karar sürecinin kısaltılması hedeflenmiş.

Bu kapsamda:

1989 yılında: ANPİL (Antalya Pil), BARUTSAN (Elmadağ Barut Fb.), ELSA Elektrik Sayacı ve Gaz Maske Fb.), KAPSÜLSAN (Kapsül ve Av Fişek Fb.), MAKSAM (Makina Sanayi Müessesi), ÇELBOR (Çelik Çekme Boru Fb.) ve ETAĞ (Etimesgut Ağaç Fb.) olmak üzere yedi fabrika anonim şirket statüsünde bağlı ortaklık haline dönüştürülür.

1990 yılında: 1974 ve 1979 yılları arasında kurulmuş bulunan TAKSAN, TÜMOSAN ve ASİL ÇELİK’in kuruma devri ile bağlı ortaklık sayısı 10’a yükselir.

1991 yılında: FİŞEKSAN (Gazi Fişek Fb.), SİLAHSAN (Silah ve Tüfek Fb.) ve ÇANSAŞ (Çankırı Silah Fb.) da anonim şirkete dönüştürülerek bağlı ortaklık sayısı 13’e yükselir.

1993 yılında: Geriye kalan fabrikaların bir kısmı birleştirilerek altı fabrika (MÜHİMMAT, PİRİNÇ, HURDA, ÇELİK, NİTROSELÜLOZ, ROKET) daha anonim şirket statüsünde bağlı ortaklığa dönüştürülür. Böylece, kurumun toplam 19 bağlı ortaklığı olur. Daha sonra, 1997 yılında başlayan ve 2001 yılına kadar devam eden ikinci yeniden yapılanma projesi kapsamında, kurumun sivil üretim yapan yedi kuruluşu (Anpil, Elsa, Etağ, Taksan, Tümosan, Asil Çelik ve Çelbor) özelleştirme, kapatma ve birleştirilme yöntemleriyle bünyeden çıkarılır. Böylece kurum, kalan 12 Bağlı Ortaklık ile yalnız savunma sanayisine üretim yapmak üzere organize olur. MKE Kurumu, 17 Haziran 2000 tarihinde kuruluşundan beri ilgili olduğu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan ayrılarak, Milli Savunma Bakanlığı ile ilgilendirilir. 2000 yılından bu yana da Milli Savunma Bakanlığı ilgili kuruluşu olarak faaliyetlerine devam etmektedir.

2003 yılına gelindiğinde ise “Bağlı Ortaklık Modeli” döneminde yalnızca özelleştirme beklentisinin gerçekleştiği, artık özelleştirilecek şirket kalmadığı ve yeni yasal düzenleme karşısında bu modelin geçerliliğini yitirmesi nedeniyle: MKE Kurumu’nun mevcut statüsü ile satış fiyatlarını yükselterek dış pazarlara girmesi ve TSK’ya satış yapmasını güçleştiren olumsuzluklardan kurtulabilmesi; karar sürecini uzatan yönetimsel aksaklıkların giderilebilmesi; bir kısım ara kademelerin iptaliyle daha etkin ve hızlı çalışabilmesi; ortak ihtiyaçların bir merkezden karşılanmasının sağlayacağı kalite ve toptan alımların getireceği tasarruftan yararlanabilmesi; üretim ve satış termin planlarının tek merkezden etkin takibi ile daha sağlıklı bir şekilde gerçekleşmenin sağlanabilmesi, amacıyla mevcut şirketlerin tasfiyesiyle fabrika (işletme) modeline dönülür. 12 bağlı ortaklığın anonim şirket statülerine son verilerek, 1 Nisan 2003 tarihinde tekrar fabrika/işletme statüsüne geçilir.

DÜNYA STANDARTLARINDA ÜRETİM

 

MKE Kurumu; etkin, dinamik ve verimli çalışmaları ile TSK’nın geleneksel silah ihtiyacının tamamını karşılarken, artan kapasite ve imkanları ile de Türk sanayisine katkıda bulunuyor. Erken cumhuriyet döneminde Türk sanayisinin gelişiminde en önemli lokomotif güçlerden biri olmayı başaran MKE Kurumu halen, orta ve ağır mühimmatlar ile bunların silahlarının yanında, sivil tip gaz maskesi ve süzgeci, sivil maksatlı patlatma kapsülleri, pirinç ve çelik malzeme, dinamit, anfo gibi sivil sektöre yönelik ürünlerin üretimini de mevcut imkanları ve kapasitesi ile sürdürüyor. MKE Kurumu’nun bugün mühimmat, silah, roket, patlayıcı ve piroteknik olmak üzere dört ana gruptan oluşan 1.000’i aşkın çeşitte savunma sanayi ürünü üretebildiğini belirten Demirdöğen, “Artık gelişmiş ülkeler daha fazla enerjili ama dış etkilere karşı daha az duyarlı patlayıcı maddelere doğru gidiyor. Amacımız yüksek enerji veren fakat dış etkilere karşı duyarsız, ancak kendi özel mekanizmalarıyla patlayan patlayıcılar üretmek. Son dönemde buna ağırlık veriyoruz.” diyor. MKE Kurumu fabrikaları, 1990 yılından bu yana; NATO Kalite Güvence Standartları olan AQAP-2120 NATO Endüstriyel Kalite Güvence Belgesi’ne sahip. Ayrıca MKE Kurumu Genel Müdürlüğü ve fabrikaların ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi de bulunuyor. Sivil patlayıcı üreten fabrikalar CE Uygunluk Sertifikası’na sahipken, MKE Kurumu Genel Müdürlüğü ve fabrikaların Tesis Güvenlik Belgesi

mevcuttur.

 

“BİZ MAAŞLARIMIZI DEVLETTEN ALMIYORUZ”

 

NATO üyesi ülkelerin “karşılıklı kullanılabilirlik” esaslarına göre silah ve mühimmat üretebildiğini belirten Demirdöğen, İngiltere’deki bir test merkezinde MKE üretimi mühimmatların test edilerek karşılıklı kullanılabilirlik sertifikası alabildiğini bu ürünlerin sayısının artırılması için çalışmaların sürdüğünü belirtiyor. Genel bütçeden ve hazineden yardım almadıklarını belirten Demirdöğen, bu yüzden üretmek, satmak ve kar etmek durumunda olduklarını belirtiyor. Bu nedenle pazarlama ve ihracat çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirten Demirdöğen, “Kamuoyunda bu pek bilinmez ama biz maaşlarımızı devletten almıyoruz. Destek kredisi alsak bile bunları geri ödüyoruz.” diyor. Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra yurt dışı pazarlama faaliyetlerine hız veren MKE Kurumu, yurt içi ve yurt dışı müşteri talebine göre ürün çeşitliliğini de artırmış. Varşova Paktı’nın çöküşü sonrası savunma konseptinin değişimi ve kurumun devamlılığı için kaynak bulma zorunluluğu dışa açılmayı kaçınılmaz hale getirmiş. Yurt içi savunma sanayisi firmaları ve KOBİ’lerle işbirliği içinde üretilen ürünler, “MKE” markası ile yurt dışına pazarlanıyor. Bu kapsamda fuar/lobi faaliyetleri artırılmış ve yabancı firmalarla yapılan işbirlikleri ile yurt dışı pazarlara erişim kolaylaştırılmıştır. Üretilen her türlü ürün Dışişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı’ndan izin almak koşuluyla, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarından artan kapasiteye bağlı olarak ve BM tarafından kısıtlama olmayan tüm ülkelere satılabiliyor. Tabi bütün bu çalışmalar Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın koordineli çalışmaları ile gerçekleştiriliyor. Bugüne kadar 74 ülke ile fiili olarak çalışan MKE Kurumu, şu an 30 ülkeyle ilişkilerine devam ediyor. Tüm bu çalışmalarda kurumun yaklaşık altı asrı bulan bir geçmişe sahip olması, dünyada tanınan, bilinen ve güvenilen bir marka olması da önemli etken.

 

 

YATIRIM VE MODERNİZASYON FAALİYETLERİ

 

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu, savunma sanayisinde askeri yeni ürün projelerine devam ederken aynı zamanda modernizasyon ve Ar-Ge projelerini de yürütmeye devam ediyor. Kendini geliştirmeyen ve ortaya yeni ürünler koyamayan bir kuruluşun yaşamasının mümkün olmadığını belirten MKE Kurumu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Demirdöğen, Ar-Ge faaliyetlerine büyük önem vererek etkin Ar-Ge birimleri oluşturduklarını ve 2005’de 98 olan Ar-Ge personel sayısının bugün itibariyle 207’ye ulaştığını belirtiyor. TÜBİTAK ve 29 üniversite ile Ar-Ge projeleri yapmak için protokoller imzaladıklarını belirten Demirdöğen, “1974 yılından bugüne kadar, 200’ü aşkın Ar-Ge projesi tamamlandı. Bu projelerin büyük bir bölümü Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girdi ve seri üretimleri devam ediyor.” diyor. MKE Kurumu’nun halen üzerinde çalıştığı önemli projelerden bazıları: Altay Milli Tank Projesi Silah Sistemi, Modern Piyade Tüfeği Projesi,  Modern Makineli Tüfek Projesi, Havadan Taşınabilir 105 mm Hafif Obüs Projesi, 35 mm Parçacıklı Mühimmat Geliştirme Projesi, Patlayıcı Zinciri Tasarım/Geliştirme ve Tapa Entegrasyonu Projesi, DUPAT II (Duyarsız Patlayıcı) Projesi, YEDDİM (Yüksek Enerjili Duyarlı ve Duyarsız İnfilak Maddeleri Geliştirilmesi) Projesi, TEKAT (Tek Er Tarafından Kullanılan Orta Menzilli At-Unut Tipi Tanksavar Silah Sistemi) Projesi, Gaz Maskesi Projesi üzerinde çalışmalar devam ediyor.

MKE Kurumu, bugün itibariyle sözleşmesi imzalanmış veya iş geliştirme aşamasında olan toplam 105 Ar-Ge projesi ile ilgili çalışmalarına devam ediyor. Sözleşmesi imzalanan projelerin toplam bütçesi ise 284,8 milyon TL. Ayrıca, NATO Endüstri Danışma Grubu-NIAG Türk Delegasyonu Başkanlığını yürüten MKE Kurumu, son beş yıl içinde yaptığı aktif çalışmalar sonucu Türk savunma sanayisi kuruluşlarının tüm NIAG proje çalışmalarında yer almasını teşvik ediyor ve bu çalışmalardaki katkısını önemli ölçüde artırmış durumda.

 

FAALİYET SONUÇLARI

 

MKE Kurumu; alınan tedbirlerle üretimlerindeki yüksek verimliliğin ve satışlarındaki artışın sonucunda son üç yılda Türkiye’deki İSO 500 listesindeki şirketler içinde 2010 yılı sonuçları ile 90., 2011 yılı sonuçları itibarı ile 86. , 2012 yılı sonuçları itibarı ile 103. sırada. 2013 yılında ise kurum 107. sırada yer almayı başarmıştır.

 

“BUGÜN ALDIĞIMIZ BİR MÜHENDİS ÜÇ YIL SONRA ÜÇ KAT FAZLA MAAŞ TEKLİF EDEN BAŞKA BİR KURULUŞA GİDİYOR.”

 

Milli savunma sanayisinde yaptığı onca başarılı çalışmaya rağmen, MKE Kurumu’nun kurumsal anlamda yaşadığı sıkıntılar yok değil. En önemli handikaplarının devlet kuruluşu olmaktan ileri geldiğini belirten Demirdöğen, bu sıkıntıların daha çok idari konularda olduğunu belirtiyor. Demirdöğen, “Personel alımında ve personel ücretlerinde sıkıntılarımız var. Özel sektör bile olsanız savunma sanayisi projesi olunca mutlaka Milli Savunma Bakanlığı’ndan izin almak zorundasınız ve o şartları karşılamak zorundasınız. Tabi bu sektör biraz ağır giden bir sektör. Çünkü yaptığımız projeler uzun soluklu projeler. Yurt dışına giderken bile birçok izin almak zorundasınız. MKE Kurumu’nun idari, mali ve ticari konularda elinin daha serbest olması lazım. Bize özel bir kanun olsa ve bu faaliyetlerimiz devlet denetim ve kontrolünde ancak  daha özerk olsa çok daha iyi işler yapabileceğimize inanıyorum. MKE Kurumu bugün dünya çapında tanınan bir marka ve bunu çok daha iyi seviyelere getirebiliriz. Kendi personelimizi kendimiz alamıyoruz. Bugün aldığımız bir mühendis üç yıl sonra üç kat fazla maaş teklif eden başka bir kuruluşa gidiyor. Biz MKE Kurumu’nun kendine özel bir kanunu olması için girişimlerimize devam ediyoruz.” diyor. Zaman zaman dünyadaki gelişmeler ve talepler doğrultusunda kurum bünyesinde veya diğer savunma sanayi kuruluşlarıyla ortak projeler yürüttüklerini belirten Demirdöğen, “Bazen bu projelerle ilgili olarak projeleri kendi bütçemizden karşılamaya çalışıyoruz. Örneğin şu an üzerinde çalıştığımız ‘duyarsız patlayıcı projesi’ böyle işliyor. Şu ana kadar bu projeye 40 milyon TL para harcadık.” diyor.

 

“DÜNYADA EN AZ KAZA YAŞANAN ÜLKE TÜRKİYE”

 

Son yıllarda yaşanan kazalara değinen Demirdöğen, patlayıcı maddelerle ilgili yapılan çalışmalarda tüm emniyet kuralları eksiksiz uygulansa dahi, sistemlerin bazen teoriye uymayan davranışlar gösterebildiğinin altını çiziyor. Demirdöğen, “Benzeri olaylar Avrupa’da, Amerika’da, Çin’de de yani dünyanın heryerinde olabiliyor. Parlayıcı, patlayıcı madde ile çalışan bütün kurumlar gibi MKE Kurumu da teknik emniyet kurallarını uyguluyor ve işçilerinin eğitimine son derece dikkat ediyor. Fakat bazen, o güne kadar literatüre girmemiş, tecrübe edilmemiş bir sebepten bazı patlamalar olabiliyor. Önemli olan bu durumlardan ders çıkarmak ve tekrarını önleyebilmek. MKE Kurumu’nun yeni kurduğu tüm tesislerde son derece modern yangın söndürme ve güvenlik sistemleri mevcut. Şunu da unutmamak gerekir ki bu kazalar, sonucun sebebi de ortadan kaldırdığı kazalar. Yani gerçekleşen bir patlama, patlamaya neden olan aksaklıkları veya delilleri de ortadan kaldırıyor. Bu yüzden nedenlerin bulunarak gereken önlemlerin alınması diğer alanlardaki kadar kolay olmuyor. Örneğin Afyon’da gerçekleşen patlama hakkında da şu an elimizde somut delil yok. Patlama herşeyi siliyor.” diyor. Dünyada gerçekleşen patlayıcı kazalarına bakıldığında en az kaza yaşanan ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çeken Demirdöğen, “Dünyada bu gibi olayların kayıtlarını tutan Atex adında bir kuruluş var. Onun yaptığı çalışmalara göre dünyada en az kaza yaşanan ülke Türkiye. Bu arada Türkiye’deki her patlamanın MKE Kurumu tesislerinde olmadığını da unutmamak lazım. Bir patlama olunca medya genellikle olay yerini MKE Kurumu’nun bir tesisi gibi veriyor fakat genelde öyle değil.” diyor. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu bugün; merkez teşkilatı, 10 fabrika müdürlüğü, iki işletme müdürlüğü ve yaklaşık 5 bin 574 çalışanı ile faaliyetlerine devam ediyor.

 

Kaynak: Makine İhracatçıları Birliği Moment Expo Dergisi 

TÜM HABERLER
YAZARLARIMIZ