Hatırı sayılır bir aradan sonra tekrar merhaba,
Görüşemeyeli uzun bir süre oldu ve bu arada köprünün altından da epeyce bir su aktı herhalde. Geçen bu süre içerisinde bende işlerime bayağı bir yoğunlaşıp geliştirmeye çalıştım. Aslına bakarsanız iş geliştirmek talep varken daha kolay oluyor benim için, satışlar iyi olduktan sonra işinizi daha rahat büyütebiliyorsunuz. Ancak buradaki anahtar kelime “SATIŞ”.
Satış her zaman büyükmekte olan şirketler için en büyük mesele olmuştur. Genellikle kobiler için en iyi satışçı çoğu zaman “PATRON”dur. Aslında bu patronun düşüncesidir. Genellikle kimseye güvenmediği ve kimsenin ürününü kendisinden daha iyi tanıyamayacağını, tanısa bile kendisi kadar arzuyla satamayacağını düşünür. İşte bu ve bunun gibi düşünceler sayesinde satış her zaman patronun insiyatifinde ve ekseninde yürür. Sonuçtada patron ne kadar satarsa işte o kadar büyür ve satışçıya gerek yoktur.
Bazıları biraz daha açık fikirlidirler, bunlar satış personeli çalıştırmaya sıcak bakarlar ancak onlara güvenmez ve insiyatif vermezler. Satış elemanının çok başarılı olmasından da açıkcası korkarlar. Ya bir anda portföyle birlikte ayrılıp giderse düşüncesi onları her zaman korkutur. Haksız da sayılmazlar aslında. Yatırım maliyeti düşük işlerde genellikle iyi satışçılar müşterilerini de alarak kendi firmalarını kurma yoluna giderler, yatırım maliyeti büyük işlerde de yine müşterilerini de alarak rakip firmaya transfer olurlar bir anda. Patronların korkulu rüyasıdır bu durum, bundan dolayı başarılı satış temsilcileri istemezler. İyi bir satış temsilcisi yerine, yarı asistan tarzı genellikle ayak işlerine bakan yarı satışçı çalıştırırlar. Müşterilerle randevuları bu elemanlar alır ama görüşme her zaman patron nezaretinde ve onun samimi ilişkileri çevresinde yürür, müşteride asıl muhattabının “patron” olduğunu bilir her zaman. Ancak bu yöntemde çok yorucu ve yine patronun kapasitesiyle sınırlıdır aslında.
Birde gerçek manada satış tesmilcisi çalıştıran firmalar vardır. Bunlar kurumsal olma yolunda emin adımlarla ilerlemeyi hedefleyen firmalardır. Profesyonel satış temsilcileri çalıştırmaya özen gösterirler ve personelinin eğitimine ciddi önem verirler. Ancak herşeyin başında personeline dolgun ücret ve prim verirler. Özel sağlık sigortaları ile çalışanlarını güvence altında hissettirirler hatta kendi ödedikleri bireysel emeklilik primleri ilede personellerine iyice destek olurlar. Çalışanının yaşam standardı seviyesini öyle bir noktaya getirir ki, eleman istese bile ayrılamaz duruma gelir çünkü piyasa da bu kadar dolgun ücret bulamayacağından neredeyse emindir. Kendi işini kurmayı da çoğu zaman hayal bile etmez. Çünkü çok iyi kazandığına inanır ve bu kazandığı para iyi bir hayat yaşaması için ona fazlasıyla yeterlidir. Bu denli dolgun ücretli bu işten ayrılıp macera aramanın hiçbir alemi yoktur. Hayat arkadaşıda bu riski almaması gerektiğini ona lisanı münasip bir dille anlatmıştır! Bu güzel yaşantıyı sürdürebilmek için yapması gereken tek şey daha çok satmaktır.
İşte bu personel tipi gerçekten satışları ciddi oranda artırır ve her zaman belirli bir oranda tutar, patronun üzerindeki büyük satış baskısını hafifletir. Hatta iş bazen öyle bir hal alırki, patron yalnızca kime mal satıldığını seyreder ve uzaktan ahkam keserek hayatından memnun bir halde satışların yetersiz olmasından bahseder ve personelini arada bir azarlayarak satış kotalarını belirli aralıklarla yükseltir.
Ben ticarete ilk başladığım yıllarda yukarda bahsettiğim birinci gruba giriyordum, son yıllarda ikinci gruba terfi ettim ama nihai hedefim üçüncü gruba yükselebilmek!!! Peki siz hangi gruba giriyorsunuz ya da hangi gruptaki şirkette çalışıyorsunuz?
Sizin ürününüzü sizden daha iyi satan kişiler bulmalısınız ve onlara hak ettikleri ücretten daha fazlasını vermekten korkmamalısınız.
Unutmayın, ne “Apple”, ne “Ford”, ne “Network” ne de “Turkcell”’in sahipleri ürünlerini kendileri satmıyorlar, korkmadan kendinize güvenerek işini iyi yapan “Satış Temsilcilerine” bir şans verin, görüceksiniz ki işler daha güzel olacak.
Sevgilerimle…
