Kimi vardır; çok gezer ama görgüsüzlük
biriktirir.
Kimi vardır; kazandıkça dağıtamaz olur.
Kimi vardır; çok yer ama sadece şişer.
Kimi vardır; sevdiğini sanır amma kendinden başkası yoktur hayatında.
Kimi vardır; çok koşar amma gittiği bir arpa boyu bile değildir.
Kimi vardır; her renk görünür oysa yalnızca karanlıktır.
İster gezsin, ister koşsun…
İster sevsin, ister rengarenk sansın…
Kazandığını dağıtmayana, sevgisini paylaşamayana, yediğini sindiremeyene, koşup ta bir yere varamayana bizde sadece görgüsüz değil “Büyüdükçe Küçülen” denir.
Hayatın kıyısında dolanıp da sanki bir halt bilirmişçesine yorum yaptıkları için. Kazançlarının helal olduğunu utanmadan savundukları için. Tek renk, tek ses oldukları için. Yaşamın sadece bir noktasında büyüyüp, her konuda olmuş gibi davrandıkları için. Başkalarının değil, yalnızca kendilerinin bildiklerini sanacak kadar hasta oldukları için. Dünlerini unutup, bugünün sahte değerleriyle yücelip sanal bir şişkinlikle dolanabildikleri için. Şiştikleri, yiyip-içip sadece şiştikleri, büyümediklerinin sadece şiştiklerinin farkında olamadıkları için “ Büyüdükçe Küçülen” ler onlar.
Bir yerde biri kan ağlar. Onlar kazanamadıkları, doymadıkları ve yetinme duyguları köreldiği için ağlar. Yitirilen bir evlat, bir candır oysa. Onlara ne ? Onlar büyüme derdinde !
Biri hakkını alamamanın derdinde. Onlar daha fazla alamamanın hüznünde. Kendilerine üç kazandırırken biri bile vermediklerinden hiç mi hiç rahatsızlık duymadan, hatta mümkün olsa verdikleri yarımı bile alabilmenin peşinde bir hırsın tutsaklığında körelmişliktedirler.
En ufak acı duymazlar, bir babanın çaresizliğine sebep olduklarının farkında olmadıkları için.
Kendi bebesinin her türlü şımarıklığının sempatisiyle avunur ya, başkasından ona ne ? Tek renk olduğu yerdedir şimdi. Körelme çoktan kangrene dönmüştür bedeninde. Bir yerlerde bir koşturma vardır adına sürdürülen. Kendi bir başınalığında yol alamayacakken onu taşıyanlar vardır nasıl olsa ? Ona ne kim koşarken tökezlemiş ?
Önce bir hücre ölümüdür kanser. Sonra dokuya döner. Her bir hücre yediğinde yerine su bırakır. Dokular tükendikçe organ yiter ve ardından ya en yakınındaki organa ya da en uzaktakine sıçrar… Metastaz oluştuğunda yapacak pek bir şey kalmaz… Sadece zaman kazanmaya bakmalı…Biraz çileli çokça meşakkatlidir süreç. Saçlar dökülür şansı varsa kemoterapide. Vücut direnci önemlidir. Yoksa radyo terapi… Sonuçta bir gün zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış bir beden… Ve tek bir söylem;
“Evine götürün…Ne istiyorsa verin ! “
-Yani ?
-Tıbben yapabilecek bir şey kalmadı.
Hadi bakalım şimdi…. Ye ne yiyebilirsen ! Üç katlı evin 5 odasının sadece birinde saatleri say hadi ! Baş başa kalıp; keşkelerinle-iyikilerini yarıştır ! Hangisi daha fazla ?
Garip için kabullenmek kolay. Kazandığı çok şey yok ki kaybettiğine yansın. Amma; kazandığını ve kazanmak uğruna çok şeyini kaybeden için bu kadar kolay değil. Hani o hırs…Hani gezdiği yerlerde yedikleri, hani şiştikleri ? Hani üç kat ?
Hani onca mal ? Hani onca kırgınlık ? Hani kırdıklarından kazandıkları ? Hadi ye şimdi ?
Bir yudum daha fazla iç içebilirsen ? Bir öğlen yemeğinde hesabını sorduğun ayranın boğazından geçmediği bir anda anlarsın keşkelerin fazla olmasının acısını, lakin o bir lokma ayran dahi geçmez boğazından…İşte o an iş işten geçmiştir.
İş işten geçmeden, hala hayatta ve bir yudum geçebiliyorken boğazından ve hala iyiki yapmışım deme şansın varken keşkeleri çıkart hayatından. Paylaş be can. Üç katlı evin bir odasının tek yatağında can vermeye dahi mecalin kalmadığında değil; bugün vakit varken anla ve hakkını ver hayatında sana değer katanların… Seni büyütenlerin…
BÜYÜDÜKÇE KÜÇÜLME can…









