Hava kurşun gibi ağır
Bağır bağır bağır bağırıyorum….
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…
O diyor ki bana:
– Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana…
Dert çok, hemdert yok
Yüreklerin kulakları sağır…
Hava kurşun gibi ağır…
Ben diyorum ki ona:
– Kül olayım kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…
Maalesef ki; yine bir bekleyiş, yine bir tekrar. Ders alamadığımız, acısını anlayamadığımız, belki de hiç anlayamayacağımız… Bir tükeniş değil, umutsuzca ama umuda dair bir bekleyiş. Doğan çocuğunu görsün, adını dilediğince ARDA koyabilsin diye … Günlerdir kendi ekmek paralarını bırakıp arkadaşlarını karanlıktan çıkartabilmeye koşturan o emektar, o vefalı ve o vicdan sahibi cümle adam gibi adam arkadaşlarının, yüzleri gülüp derin bir ohh çekebilsinler diye… Yüzme bilmeyen evladının sular içinde ne yaptığını merak eden yüreği yanmış anamızın içi huzur bulabilsin diye…
«Biz demiştik, çavuşa dedik bak toprak gevşedi, su arttı bir şey olacak» diye diye karanlıklara gömülen kardeşlerimizin hiç değilse bundan böyle sesine kulak verilsin diye… Tanımadığı arkadaşlarına bile günlerce uğraştıktan sonra aydınlığı gösteremeyen ve hala çaresizliğin acısıyla gözünden yaş süzülen ustanın acısı biraz olsun hafifleyebilsin, bir dahası olmasın diye…
Biraz insaf…Biraz vicdan…Biraz utanma…Çok değil hani sadece biraz… İnsan olana sözüm. Sıcacık evlerinde rahat koltuklarında oturup haber dinlerken ah vah çekenler bir yana…Asıl sorumlusu kimse kendisini sorumlu dahi hissetmeksizin DOĞAL AFET diyebilecek kadar pişkinlere…
Şöyle bir hüzne bakabilen, bakıp da sebebi olmaktan utanmayanlara. Hala evlerine götürdükleri ekmeği helal sayanlara. Onlarca yavru babasız kalırken, kendi evlatlarının her baba deyişinde yüreği sızlamayanlara…
Hiçbirimiz kendimizi
yaşanan acılardan soyutlayamayız. Hepimiz bir yerlerde emeğimizle-bileğimizle-yüreğimizle üç kuruş para kazanmaya çalışıyoruz. Kendimizi toplumsal olaylarda aklamaya çalışırız hep…Hep bir bahanemiz vardır. Ama gün gelip (dilemem-istemem) başımıza gelmeden bilemiyoruz belki. Anlayamıyoruz.
Soma faciası sonrasıydı; bir çok özel bankaya yazılar yazıp öneri sundum. Dedim ki; reklamlara, promosyona milyon dolarlar harcıyorsunuz. Ey büyüklerim gelin birer tane -çok da değil ha- birer tane YAŞAM ODASI bağışlayın. Elbette bu sizin yükümlülüğünüz değil ama yok işte…Yapılmıyor. Alt tarafı 250.000.-dolar maliyeti…
«Müracaatınız tarafımıza ulaşmıştır, en kısa zamanda olumlu ya da olumsuz yanıtlanacaktır. Duyarlığınız için teşekkür eder, iyi günler dileriz» içerikli geri dönüşler almıştım.
Ne yazık ki; o gün bugündür tek bir ses yok.
Ne Demeli Şimdi !!!bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim göğe mi dokunmalı ucuna mı körpe filizin. Öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün. Ne demeli şimdi ey serçelerin sabahlarla bölüştüğü cıvıltı ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkati çeken hayal arayış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli beni düşün öyleyse beni hayretin ve karanlığın eşiğinde beni fitillerde başlayan bir fısıltı anında ilk satırını yazarken bir bildirinin kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında beni dar camlarda değil bir bulutun seyrinde düşün burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerin…









