Hızlı nüfus artışı ile birlikte insanoğlunun ihtiyaçları da aynı oranda artış göstermiştir. Buna bağlı olarak ihtiyaçların karşılanmasına yönelik sanayide hızlı büyüme kaçınılmaz hale gelmiştir. İnsanların daha önceden lüks olarak karşıladığı, günümüzde ise ihtiyaç olarak algılanan her şey aslında tüketim ve dolayısıyla sanayileşmenin büyümesinde bir etken olmuştur. Sanayinin gelişmesi tabi ki ülkenin kalkınmasında, refah seviyesinin yükselmesinde, diğer ülkeler ile ilişkilerde faydalar sağlamaktadır ve sağlayacaktır. Ta ki kaynaklar tükenene kadar…
Gelişmiş ülkeler, gelişmekte oldukları dönemde sanayilerini geliştirmiş, düzenlerini ve sistemlerini o zamanın şartlarına göre oturtmuşlardır. Tabiri caiz ise ununu elemiş eleğini asmış olarak, ilerleyen dönemlerinde bu hızlı büyüme karşısında kaynaklarının giderek azalacağı, ilerleyen zaman içerisinde meydana gelecek artan talebi karşılayamayacakları ve ekonomilerinde büyük sarsıntılar yaşayacaklarını görmüşlerdir ve bunun neticesinde gerekli olabilecek tedbirleri kendi şartları doğrultusunda almışlardır. Birçok konuda olduğu gibi çevre ile ilgili yasal düzenlemeler oluşturulmuş, devletlerarası anlaşmalar imzalanmış, yaptırımlar uygulanmıştır.
Türkiye’ye gelince yasal uygulamalar anlamında çevre konusu biraz daha farklılık göstermektedir. Çünkü gelişmiş ülkeler kendi sistemlerini oturtmaya başladıkları dönemde, Türk milleti büyük zorluklar ve sıkıntılar içerisinde yeni bir devlet kurma çalışmaları yapmaktaydı. Bu sebeple sistemin oturması ve gerekli olan gelişmelerin tamamlanması süreci de daha uzun sürdü. Günümüz dünya piyasası içerisinde ise ivmeli bir büyüme trendi yakalayan Türkiye, artık hızlı bir şekilde gelişmekte ve büyümeye bağlı olarak da yasal düzenlemelere uyum sağlama sürecini de eş zamanlı ilerletmektedir.
Gelişmiş ülkeler gelişmelerini tamamladıktan sonra, çevre ve diğer konularda tedbirler almışlardır. Türkiye’den ise gelişme sürecinde aynı tedbirlerin alınması beklenmektedir. Bu sebeple yasal düzenlemeler ile ilgili olarak gelişmiş ülkelerin sistemleri ile entegrasyon sürecinde tabi ki bir takım sıkıntılar yaşanmaktadır.
Yatımcıdan bir yandan yatırım yaparken diğer yandan da mevzuatlar ile uyumlu olarak yatırımını gerçekleştirmesi ve bu yatırımı bu yönde devam ettirmesi istenilmektedir. Mevzuatlarda kolay gibi görünen birçok istem uygulamada sıkıntılar doğurmaktadır. Diğer yandan gelecek nesilleri tehlikeye atmamak adına mevzuatlara uygun çalışmak ve üretim yapmak kaçınılmazdır.
Çevre ile ilgili yasal düzenlemelerin çoğu yatırımcıya engel gibi görünse de alınması gereken tedbirlerin alınmaması ve sanayinin çevre açısından başıboş bırakılması haksız rekabete, daha önemlisi kaynakların bilinçsizce ve kontrolsüzce tüketimine neden olacaktır. Dolayısı ile son tüketici de fazlasıyla zarar görecektir.
Evet belki bizden zoru başarmamız istenmektedir. Sürdürebilir çevre ilkesi gözetilerek yatırım yapılması istenilmektedir. Fakat dünyamızın ve kaynakların gününümüzdeki durumu düşünülürse, içinde bulunduğumuz zaman dilimi en azından gelecek nesilleri koruma adına bu durumu zorunlu hale getirmektedir.
Mevzuatlarımızın henüz çok yeni olması sebebi ile şu an bir geçiş sürecinde olduğumuzu unutmamalıyız. Uygulama sürecinde sıkıntılar yaşanılması kaçınılmazdır. Fakat zamanla sıkıntılar görülüp düzeltilecek, sanayi ve sürdürülebilir çevre ilkesi birbiri ile bütünleşip komple bir sistem haline gelecektir. Oluşan bu sistem, dış ülkeler ile rekabet edebilirliğimizi arttıracak, kaynaklarımızı en verimli şekilde kullanmamızı sağlayacaktır. Böylelikle üretimin devamlılığı sağlanmış olacak, sürdürülebilir çevre ilkesi herkes tarafından kabul edilmiş olarak sistemin bir parçası haline gelecektir.
Yazımı sonladırırken ARÜSDER ekibine beni de aralarına kattıkları için teşekkürü bir borç biliyor ve kendilerine saygılarımı iletiyorum.
TUĞBA GÜZEL
Çevre Y. Mühendisi
09.05.2012









