Dostlar, laf çok demeye dair ama söz yok kayda alıp anlamaya, bilmeye dair.
Demelere takıldım ya, haydi hayırlısı. Niye mi?
Bakınız hepimizin hayatında hepimiz varız. Yani bu dünyada tek değil, yalnız değiliz. Birbirimizin havasını soluyor, birbirimizin rızkını bölüşüyor, birbirimizden aldıklarımız-kazandıklarımızla biriktiriyoruz ya da alamadıklarımızla tüketiyoruz.
Birileri bir fikirle yola çıkıyor ve risk alıp, yatırıp yapıp bir değer ortaya koymaya çalışıyor.
Ama her cevher işlenmeye muhtaçtır. O zaman devreye emek giriyor, yani bizler. Makine giriyor, teknoloji-bilgi-tecrübe giriyor yani sizler-bizler hepimiz giriyoruz. Derken başlıyor; ilk şaltere basışla beraber hummalı bir çalışma. İlk hammaddenin kamyondan inişi, ilk emekçinin el dokunuşu, ilk ışığın yanması, ilk makinenin homurtusu, ilk heyecan, ilk haydi bismillah ve bir hayalin bir banttaki ilk macerası…
Eksiğinde hayal kırıklığı ile ilk müdahale, ilk toplantılar, ilk tartışmalar, ilk düzeltmeler.
Olması, bir daha.. Olmadı bir kez daha…Daralan vakitler, gerilen sinirler, harcanan vakitler, nakitler ve yorulan bedenler-zihinler. Ama tükenmeyen ümitler. Öyle ya; yola çıkan yolda kalmaz, yeter ki yol olsun yeter ki inanmışlık olsun.
Ve o yolda harcanan onca emekle ilk ürünün şekillenip, vücuda geldiği an.. O an gözlerdeki ışıltılar, içten içe coşan yürekler, sevinçler, bir birine gururla bakan gözler, bir birinden beslenen o can bedenler.
O ilk vücuda gelen hani en başta sırf bir heves, sırf bir hayal umut denilip de olmaz denilen ama şimdi onca el-emek değip de karşınızda duran o ürün var ya…
Demem o ki;
İşte o sadece bir ürün değil, dostlar. O akşam evlerimize götüreceğimiz ekmeğimiz. Bebelerimizin ağzının tadı, gözlerinin ışıltısı, karınlarındaki lokma. Yuvamızın huzuru, onca yıllık kariyerlerin gururu…İnsanca çabalarımızın onuru o.
Kim alır, nerede alır, nerede kullanır bilmeden birilerine fayda sağlamak adına üretilen ve içinde emek-bilgi-sevgi ve birlik olan her şey değerlidir. O nedenle bizim birbirimize çok ama çok ihtiyacımız var, dostlar.
Peki ne yapmalı ?
İnanmalı dostlar. İyi niyetle, empati kurmalı.Yani sadece kendi açımızdan bakmayıp, kendimizi karşımızdakinin yerine de koyup bakmalaı, anlamaya çalışmalı.
En iyi arabalara binmek durumunda olan iş sahibinin sadece konfor ya da prestij için değil,
İlk baştaki hayalin ve o hayale yürürken yüklendiği riskin, o uğurda göze aldıklarının, bizim akşam eve götüreceğimiz ekmeğin dahi karşılığı olduğunu, bu anlamda da belki bir ödül olduğunu anlamak gerek. Bir katkının bir değer yaratmanın ve bir şeylere vesile olmanın bir karşılığı olduğunu hissetmek gerek. Bunun bir karşılığı olmalı değil mi ?
Çalışanlar, emek-bilgi-tebrübe katanlar olarak; o sürece her şeyini katanların yerine kendini koyarak anlamak gerek. On liranın yüz liranın kimi zaman ne denli önemli olabildiğini, ufacık görünen isteklerin aslında dillendirilmesinin hiç de kolay olmadığını, bir evladın yeri gelip 10-15 liralık bir oyuncak ya da et döner ! istediğinde, alamayacak durumda olmanın acısını anlamak gerek.
Tek sermayesi emeği olanın yarın ne olacağı sorusu, sürekli bir kemirgen gibi kafasını-bedenini tüketmesinin ne demek olduğunu anlamak, hissetmek gerek.
Onca zaman bir hayale ortak olmuş, inanıp emek vermiş insanların da bir karşılığı olması gerek değil mi ?
“Bana işçi çok !”
“Bana iş mi yok !”
Bu anlayışla sadece değersizleştiriyoruz. O zaman nerede kaldı liyakat ? Nerede kaldı hayal ? Nerede kaldı sadakat ? Hani paylaşım ? Hani sevgi, güven ?
Bizi biz yapan değer; ortak inançlarımız, güven duygumuz ve hayallerimiz.
Oyalamak, değersizleştirmek, sıradanlaştırmak ve …mış gibi yapmak hiç mi hiç insanca değil be dostlar.
İnanarak, güvenerek, hakkını vererek, haddini bilerek, severek ve paylaşarak;
Ama oyalamadan,
Ama ötelemeden,
Ama yıpratmadan,
Ama söylenmeden…
Hep birlikte ve daha büyük bir güçle; yarına, sevmeye ve üretmeye merhaba..
Yolumuz açık, yüreğimiz sağlam olsun.
Dostça…









